top of page

Zihnimde Mobbing Var

14 Oca
2 dakikada okunur

Bir Düşünce


Bu hafta eskiden okuduğum klasik bir spor psikolojisi kitabına geri döndüm: The Inner Game of Tennis, Türkçesi “Tenis’in İçsel Oyunu”. Yazara ve kitabın içeriğine dair uzun uzadıya ayrıntıya girmeyeceğim ama şu kadarını söyleyebilirim, teknik bir tenis kitabı değil. Bu sebeple de ilginizi çekmesi için tenisten anlamanıza gerek yok. Öğrenme, uygulama ve rekabet süreçlerine dair çok net mesajlar veren, bu mesajlar çevresinde bir de sistem kuran, 1974 yılında Harvard mezunu bir tenis oyuncusunun elinden çıkan kişisel bir metin. 


Çoğu zaman, seviye farketmeksizin, otomatik olarak devreye giren zihinsel süreçlerin nasıl performans üzerinde bir yük oluşturduğundan bahsediyor. Hem de bu zihinsel süreçlerin yegâne amacı performansı iyileştirmekken… Yazarın gözlemlediği nokta tam da bu paradoks. 


Paradoksun gerilimini yaratan iki çeşit zihinsel süreçten bahsediyor: Benlik1 ve Benlik2. Benlik1 analitik, bilinçli karar verilmesi gereken süreçlerden sorumlu. Zihnin titiz, talimatlar veren ve kontrolcü tarafı. Benlik2 ise otomatik ve bilinçaltı süreçleri yürüten taraf. Halihazırda öğrenilmiş ya da içgüdü ile yönetilen becerilerin sürdürülmesinden sorumlu. Karmaşık bir matematik problemi çözerken Benlik1, bisiklet kullanırken ise Benlik2’nin direksiyonda olmasını beklerim örneğin. 


Zihinsel süreçlerin performansa yük oluşu, Benlik1 dediğimiz sürecin açgözlü güç istenciyle ortaya çıkıyor. Matematik problemini çözdüğü gibi, bisikleti de o sürmek istiyor. Kendi haline bırakılsa Zihin2’nin pürüzsüzce yönetebileceği süreçleri direktifler vererek, hem de bunu sert bir dille yaparak, sekteye uğratıyor. Gallwey’e göre en önemli zihinsel beceri, Benlik1’e geri çekileceği zamanları öğretmek ve Benlik2’nin işini yapmasına izin vermek. 


Avustralya Açık başlıyor, tenis izleme alışkanlığınız yoksa bile belki de bu yazı sizi meraklandırmıştır ve tenisçilerin beden dilini gözlemlemek istersiniz. Profesyonel oyuncular için bile Benlik1 ve Benlik2’nin devrede olduğu zamanları gözlemlemek çok zor değil. Yumuşak bakışlarla eforsuz bir şekilde oyunda kalan, bedeni zihniyle uyum içinde hareket eden bir tenisçiyi gördüğünüzde tanırsınız. Aynı zamanda Zihin1’in yağdırdığı hakaretler ve direktifler altında oyun oynamaya çalışan, çevresini ve içinde bulunduğu durumu fazlasıyla farkında olan gergin bir tenisçiyi de ayırt edebilirsiniz. 


Böylesi farklar sadece tenis kortlarına mı ait, yoksa sizin de günlük hayatınıza dair bir yerlere temas ediyor mu? 


İki Alıntı


1.

Bazen çılgına dönerdim: “… ya bunca insanın önünde çift hata yapıp servis kırdırırsam?… bunu düşünme… evet ama eğer bilinçli olarak bunu düşünmemeye çalışıyorsam, neyi düşünmemem gerektiğini anımsamak için bir yanımla bunu düşünüyor olmam gerekmez mi?… Kapa çeneni, bırak bunları ve kullan şu lanet servisi… ama düşünmeyeceğimi söylediğim şeyin farkında olmasam, kendime onu düşünmememi söyleyebilir miyim?” Böyle uzayıp giderdi. Dağılır, felç olurdum. Büyük sporcu olmayan birçokları gibi. Donakalır, tıkanırdım. Odağımı kaybederdim. Özfarkındalığım artardı. İsteklerim, seçimlerim ve hareketlerimle anı yaşayamaz hale gelirdim.


Sicim Teorisi / David Foster Wallace


2.

Nietzsche’nin tavizsiz düşüncesi şudur; hayatınızı yeniden yaşamak istemiyorsanız, o zaman doğru yaşamıyorsunuz demektir. Size sorar, “Öteki hayatında bu işi tekrar yapmak istemiyorsan, neden şimdi yapıyorsun?”


Nasıl Varoluşçu Olunur? / Gary Cox


Üç Soru


  1. Benim hayatımda Benlik1’in en iyi yaptığı işler, en iyi yürüttüğü süreçler neler?

  2. Benlik2’nin en iyi yaptığı, en iyi yürüttüğü süreçler neler?

  3. Benlik1’in Benlik2’ye müdahil olduğu, yaptığım işin daha zor ve keyifsiz hale geldiği süreçler neler?

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page