Disiplini Yanlış Mı Anlıyoruz?
- Gorkem Bilenoglu
- 1 Nis
- 2 dakikada okunur
Geçen ay Socrates Dergi’nin yeni sayısı çıktı, artık 6 ayda bir sayı çıkardıkları için daha da heyecanla beklediğim bir şey oluyor dergiyi elime alıp kapaktan kapağa gitmek.
Kapaktaki adam Sarunas Jasikevicius, Litvanyalı basketbol koçu. Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe’yle Euroleague şampiyonluğu kazanarak hem oyuncu hem de koç olarak bu kupayı kazanan ilk kişi olmuştu. Aynı zamanda disipliniyle, talepkarlığıyla ve oyuncularıyla kurduğu sert iletişimle tanınan bir koç. Böyle bir karakterden, oyuncu yetiştirmekle ve gençlerle ilgili bir şeyler duymak istedim ve sağolsun ropörtajı yapan Caner Eler de konuyu atlamamış.
Kendisinin hem oyuncu hem de koç olarak birçok farklı takım içinde bulunmuş olmasının yanında Saras’ın altyapı kültürüne dair yakından gözlem yaptığı üçüncü bir kanal da var: sporcu velisi olmak. Onunla birlikte Türkiye taşınan oğlu da şuan Fenerbahçe altyapısında oynuyor. Bu durum üzerinden de İspanya ve Türkiye’deki oyuncu yetiştirme yaklaşımlarını karşılaştırıyor.
Ona göre Türkiye’deki altyapı sisteminin ciddi şekilde değişmesi gerekiyor, hatta bu konuyu federasyona bile taşımış. Mevcut sistemde çocukların taktik bilgi bombardımanına tutulduğunu, çok erken yaştan itibaren en üst seviye basketbolda bile pek kullanılmayan taktiklerin denendiğini ve çocukların “boğulduğunu” söylüyor. Saras’a göre en az 15-16 yaşına kadar en büyük öncelik çocukların antrenmanlara mutlu gelmesi, basketboldan keyif alması ve oyunun çevresinde eğlenmesi.
Disiplin adı altında Sarunas’ın bahsettiği keyif ve mutluluk çok erken yaşta çocukların elinden alınıyor. Biz yetişkinlerin, performans uğruna bir işten alınan keyfin bir kenara bırakılması gerektiği fikrini, çok erken yaştan itibaren empoze etmesi bu. Antrenörlerin küçük yaş gruplarındaki kazanma hırsı, çocukların bireysel gelişiminin önüne geçiyor ve yetenekli, oyunu seven çocuklar erken yaşlarda spordan uzaklaşıyor. Bu sadece basketbol için değil, birçok branş için geçerli.
“İş” olanın zorla, istemeye istemeye ve ne pahasına olursa olsun yapılması zamanın ruhuna çok aykırı değilmiş gibi geliyor kulağa. Bu yüzden de alanında en iyisi olmak isteyen çocukların da bu kurala tabii olması gerektiğine ikna oluyoruz. Ama Avrupa’nın en sert, en disiplinli ve aynı zamanda başarılı koçlarından birinin sporcu yetiştirmeye dair bu yorumları bize aksini söyler mi?
Gözden atladığımız nasıl bir nokta var da bu adam “Her şeyden önce çocuğun her gün basketbol oynamaya, antrenmana, maça gelirken mutlu olmasını sağlamalısınız.” diyor?




Yorumlar