top of page

Mükemmeliyetçilik

  • Becerilerimi ve potansiyelimi farkındayım, o yüzden de kendimden beklentim yüksek. Bir şey yapacaksam onu en iyi şekilde yapmayı isterim. Sonuç istediğim gibi değilse, bazen acımasızca olsa da kendimi eleştirmekten geri durmam. Ama başkaları beni eleştirirken, haklı olsalar bile bu eleştirileri dinlemekte zorlanırım. Yaptıklarımdan nadiren tatmin olurum çünkü aklım atılması gereken bir sonraki adımdadır. Bazen sırf bu yüzden bir işe başlamayı ertelerim, çünkü yeterli ön hazırlığı yapıp yapmadığımdan emin olamam. En iyisini yapmayacaksam, hiç yapmayayım daha iyi. Sonuçta yaptığım işin çıktısı da benim değerimin bir yansıması. Ben biraz mükemmeliyetçiyim.


  • Akış Açısı’na hoşgeldiniz, ben Görkem Bilenoğlu. Bugün biraz mükemmeliyetçilik üzerine konuşalım istedim. Mükemmeliyetçilikle ilgili kafalar biraz karışık. Eminim sizin de çevrenizde bu özelliğiyle övünen insanlar da bu özelliğiyle ilgili yakınan insanlar da vardır. Buna tutunmak mı gerekir, bundan beslenmek mi gerekir yoksa bundan kaçınmak mı gerekir çok yoruma açık bir alan gibi geliyor kulağa.


  • Profesyonel sporcular da, mükemmelle belki de en içli dışlı olan popülasyonlardan bir tanesi. Her zaman daha iyisi var, ve o daha iyinin en tepesindekilerin bile durmadan ulaşmak için çalıştığı bir ideal en iyi var. Hal böyle olunca bu rekabetin içindeki insanlar, yaptıkları işe çok küçük yaştan itibaren yıllarını veren sporcular da mükemmele giden yolun bir yolcusu oluyor. 


  • Ayrıca mükemmeliyetçilik sadece sporcuların ya da profesyonellerin geliştirdiği bir özellik değil.“Kusursuz ya da hiç” anlayışı günlük hayatımıza da sirayet eden bir tema. Hobi olarak yaptığımız bir şeyi mükemmel olmayacağını düşünüp erteliyoruz, anlamlı bir değişiklik yapmadan ufak detaylara saatler harcıyoruz, yemek siparişi verirken en iyi tercihi yapmak için telefonla ya da menüyle istediğimizden çok daha uzun zamanlar geçiriyoruz. Ve bütün bu çaba genellikle ödüllendirici olmak yerine daha sert öz eleştiriye ve yetersizlik hislerine sebep oluyor. 


  • Bölümün devamı mükemmeliyetçiliğin neye benzeyebileceği, hangi süreçleri beraberinde getirdiği ve bu kavramla yaşarken onu nasıl bir yere konumlandırabileceğimiz üzerine. Bu konuyu yine sporcular ve performans odaklı bir yaşantı üzerinden ele alacağım ama günlük hayatımızdaki mükemmeliyetçilikle de oldukça paralel gidiyor. O yüzden bir sporcu değilseniz bile, kendinizi yakın bulduğunuz ve süreçlerinizle benzerlik gördüğünüz noktaları fark edebilirsiniz.


  • Bombayı en baştan bırakayım: mükemmel diye bir şey yok. Daha doğrusu mükemmelin somut bir karşılığı yok, daha çok bir fikir, bir ideal. Anlam olarak zaten sadece uzaktan bakılabilen bir şey. Ayrıca bu ideal hiçbir zaman sabit de değil, beklentilerle, çevredeki standartlarla ve bulunduğun noktayla birlikte sürekli değişiyor. Yaklaştığını düşündükçe farklı yönlerini de fark edebileceğin, eksiklerini görebileceğin bir hedef. Bir ilüzyon.


  • Mükemmel tanımının içinde neler olmadığı, neleri kapsadığı kadar önemli aslında. Belirsizlik ve bilinmezlik yok. Düşüşler, sakatlıklar ya da kötü sürprizler yok. Şans faktörü ya da hayal kırıklıkları yok. Ama hayatta ve sporda bunlardan bolca var ve süreç yönetmek bütün bunları işime yarayacak şekilde yorumlayarak, buradan kendime bir şeyler katarak devam edebilmek demek.


  • Mükemmelin ulaşılamayacak bir hedef olmasının güzel bir yanı var. Sporda çok gördüğümüz bir durum, büyük bir hedef için çalışan sporcu o hedefe ulaştıktan sonra motivasyon kaybı yaşayabilir, hatta sürecin uzunluğuna ve yoğunluğuna göre bu depresyon olarak bile ortaya çıkabilir. Çok ayrıntıya girmeyeyim, dinlemediyseniz olimpiyat sonrası depresyonu bölümüne bir göz atmanızı öneririm, bu konuyu derinlemesine anlatmıştım orada. 


  • Her zaman olimpiyat kadar büyük ölçekte olmak zorunda da değil, koşucular için yarı maraton ve maraton böyle eşikler mesela. Tırmanışta belli bir dereceyi tırmanmak kişi için net bir hedef haline gelebilir ya da bir altyapı oyuncusu için A takıma çıkmak ya da milli takıma seçilmek benzer bir hedef olabilir. Bu tarz başarıların ardından grafikte bir düşüş, kişinin içsel motivasyonunda azalma ve isteksizlik görebiliyoruz zaman zaman. İşte fikirsel boyutta mükemmeli hedefleyen biri için böyle bir risk olmaması lazım değil mi? Sonuçta her zaman daha iyisi var ve istikamet orası. 


  • Ama burada da süreç farklı bir tarafından darbe alabiliyor. Bu sefer de hedef o kadar yüksek ki sporcu ne yaparsa yapsın hedefin bazen çok bazen de azıcık altında kalıyor. Eğer mükemmel bir kutup yıldızı görevinde değilse, yani istikameti göstermekten fazlasını talep ediyorsa ve beklentileri şekillendiriyorsa, bu düşüncem şeklinin sporcular üzerinde zedeleyici bir etkisi olabiliyor. Genel bir hayal kırıklığı hali, sürekli yetkinliklerinden şüphe duyma ve öz-şevkat eksikliği gibi. Bu da sporcuyu depresyona daha açık bir hale getirebiliyor. 


  • Geçtiğimiz yıllarda sporda mükemmeliyetçilik çalışmaları üzerine yapılan derlemeye göre bu yatkınlık azaltılması ve yönetilmesi gereken bir özellik. Çevresel faktörler, alışkanlıklar ve spora dayalı anlatıları düşününce de bunu yapmak hiç de kolay değil ve bilinçli bir efor istiyor. 


  • Sporcunun işini en çok zorlaştıran faktörlerden biri tek yönlü sporcu hikayeleri. Bu hikayelerin yapıları ve hali hazırda yazılmakta olan yeni hikayeleri nasıl etkilediğini de performans anlatısı bölümünde ayrıntılı anlatmıştım. “Fiziksel ve mental sağlık pahasına performans” hikayelerinin yanında belki de son 10 yılda alternatif hikayeler duymaya başladık. Spor endüstrisi de hala bu dönüşümle yeniden şekillenmiş durumda değil ve alttan alta bu mesajı yaymaya devam ediyor. 


  • Sonuç olarak da sporcu, bütün psikolojik yüke ve kendisi için işleri zorlaştırdığını bilse bile mükemmeliyetçiliği gerekli bir özelliği olarak görebiliyor ve farkında olsa da onu değiştirmek istemeyebiliyor. Hem antrenman süreçleri hem de performansı üzerinde negatif etkileri olsa da bütün bu süreçleri mükemmeliyetçiliği sayesinde sürdürdüğünü ve uykularının kaçıracak noktaya gelse bile bu taraflarını yönetmekten kaçınabiliyorlar. 


  • Aynı zamanda mükemmel sporcu imajında yardım isteme davranışın kendine bir yer bulması da çok zorlu. İdeal sporcu algısı kendi kendine yeterli ve duygusal, zihinsel tarafta sorun yaşamayan bir yerde olduğu için mükemmeliyetçi sporcular için bu konuları konuşmak ve üzerinde çalışmak için yardım istemek de zorlaşıyor.


  • Bugün referanslarla kolaya kaçıyorum sürekli ama NBA oyuncusu Kevin Love’ın hikayesini anlattığım bölüm bunun da güzel bir örneği. Takım arkadaşları, antrenörleri hatta aileleri tarafından kusursuz gözükmek istiyorlar. Zihinsel süreçlere dair yardım almak da bu ideal imajı zedeliyor. Bu durum da sporcunun kendine dair farkındalığını, gelişim alanlarını analiz etmesini ve bunlar üzerinde verimli bir şekilde çalışabilmesini zorlaştıran bir durum oluşturuyor. Onu yalnızlaştırıyor. 


  • Peki mükemmeliyetçi yaklaşımlarını, bunların iyi oluşu ve performansı üzerindeki etkilerini anlamak isteyen bir sporcu neler yapabilir? 


  • Birincisi, daha iyisini istemek ve bunun için çabalamakla, mükemmeliyetçilik ve onun getirdikleri arasındaki nüansları fark etmek kolay bir adım değil. Hele de bu kadar rekabetçi bir spor kültüründe, en iyisi ya da hiç anlayışı bu kadar baskınken. Sporcu önce bu ikisinin ortay çıkış şekillerini ve kendinde nasıl tepkileri doğurduğunu fark edebilir. Bunun en rahat gözlemlenebileceği alanlardan bir tanesi belirsizliğin normale göre biraz daha yüksek olduğu anlar.


  • Öngöremediğim bir durumla karşı karşıya kaldığımda doğal olarak bu durumda sahip olduğum kontrol hissi de azalır. Bu bir sporcu için yeni bir takımla çalışmaya başlamak, baskının daha yüksek olduğu bir seviyede mücadele etmek olabilir. Mükemmeliyetçilik böyle zamanlarda sporcunun yapabileceklerine odaklanabilmesi yerine yapmaktan çekindikleri üzerine fazlaca kaynak ayırıp, hatadan kaçınan bir oyun sergilemesine sebep olabiliyor.


  • Sporda bu istenmeyen bir şey, mümkün olduğunca akıcı, rahat ve güçlü özelliklerini öne çıkaran oyunu oynamak ister bir sporcu. Kişi bunu düşüncelerinden, kendi kendine söylediklerinden, vücudunun kasılmasından ya da nefesini tutmasından anlayabilir, böyle detayları fark edebilir. 


  • İkincisi, mükemmeliyetçi sporcular hatalara çok sert tepkiler verebilir ve kendilerine daha acımasız olabilirler. Bu tavır dışarıdan yapıcı eleştiri alabilmeyi, hatalarını kabul edip üzerine çalışabilmeyi, bu çalışmadan beklediklerini yönetebilmeyi ve en önemlisi bu süreçte kendine şevkatle yaklaşabilmeyi zorlaştırıyor olabilir. Kendine böyle bir baskı kurarken yeni bir şeyler denemek de, yaptığın şeye devam etmek de, gidişati aksi yöne döndürmek de çok zor. 


  • Hem uzun vadede kariyer olarak, hem de kısa vadede müsabaka içindeki davranışlarda durum böyle. Aklıma hemen Rublev örneği geliyor mesela, dünya 5 numarasına kadar yükselmiş bir tenisçi. Hayal kırıklığını maç içinde kendine yansıtmaya başladığındaki beden dili, raketi yere vurması, hatta kendine vurması, hakemle bir mücadele içine girmesi… Ve en kritik kısım da bütün bunların daha geniş zaman diliminde mental sağlığına olan etkisi… 


  • Yakın zamanda verdiği bir ropörtajda, mental anlamda çok zorlandığını ve tenisi bırakma noktasına geldiğini anlattı. Tenisten, hatta hayattan keyif almadığını ve kendini çok karanlık bir yerde bulduğundan bahsediyor bu ropörtajda. Ve dışarıdan bir yerden bakalım, Rublev’in kariyeri herhangi bir genç tenisçi için gerçekten de hayal senaryo olabilir. 16 şampiyonluk, dünya sırlamasında 5. sıraya kadar yükseliş ve sadece turnuvalardan gelen 27 milyon doların üstünde para ödülü. 


  • Bu örneği veriyorum çünkü başarının tanımı çok kişisel ve tavanı yok. Yani kendinize her zaman ulaşamayacağınız standartlar koyabilirsiniz ve algılayış biçiminize göre bunu bir yük olarak taşıyabilirsiniz. Branşının en iyisi olarak anılan ve yine de yetersizlik duygularıyla savaşan sporcular hiç az değil. Yüzücü Michael Phelps, Snooker efsanesi Ronnie O’Sullivan, tenis oyuncusu Serena Williams da bu durumun en net örnekleri. 


  • Daha iyiyi hedeflerken sporcuların kendilerini kısa vadede başarı getirebilen ama uzun vadede sağlıklarını tehdit edebilecek alışkanlık ve algı biçimleriyle ilgili de geliştirmesi gerekiyor bence. Bütünsel gelişim, süreklilik böyle bir şey. Öz-değerin performansla ilişkilenmesi, mükemmeliyetçiliğin performans kaygısını tetiklemesi, tatminsizlik ve tükenmişlik hisleri bir günde ortaya çıkmadığı gibi bir anda ortadan kaldırılabilen şeyler de değil. Bu yönlerdeki yatkınlığı fark etmek ve aksiyon almak, sakatlık önleyici mobilite çalışmaları gibi sporcular için. 


  • Burada sporcular üzerinden anlattığım şeyler, spor dışında da hayatının herhangi bir alanında performans veren insanlar tarafından yankı buluyor. Bu bölümün sizde ne uyandırdığını, hayatınızda mükemmeliyetçi yaklaşımları ne gibi zamanlarda fark ettiğinizi ve bu durumlarla baş etme mekanizmalarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page