top of page

Lens Kullanıyor Musunuz?

17 Ara 2025
2 dakikada okunur

Bir Düşünce


Lisedeyken bir insanın felsefe kitapları okuması, günlük bir muhabbette bir filozofun adını geçirmesi ya da açıklamak için fazla karmaşık gelen düşüncelerde “…izm” kalıbına başvurması çok havalı gelirdi. Yine de felsefe okumak değil de felsefe okuyan biri olmak isteyip birincil kaynağı elime aldığımda çok sıkılırdım. Bazen okuduğumdan zevk almadığım gibi hiçbir şey de anlamadığımı itiraf etmek onlarca sayfa sürerdi. Felsefenin yalnızca elit ve entelektüel bir kesim için olduğunu düşünüp kendimi de o şanslı grubun dışında bırakmıştım. “Felsefe yapma” diyip romanlardan devam ettim. 


Felsefenin bilgiyle ilişkilenme biçimi olduğunu, aslında herkesin bir çeşit felsefe yaptığını takip eden yıllarda kendim bile farkına varmadan içselleştirmişim. Lisansta ve yüksek lisansta okuduğum makalelerin “felsefi ön kabuller” kısımlarına dikkat kesildiğimde, kafamda bir şeyler yerli yerine oturdu. Kendi deneyimim, şahit olduğum yaşamlar, okuduklarım, izlediklerim benim için de bir “felsefi lens” oluşturmuş. Gördüğüm tüm renkler zaten önce orada kırılıp bana geliyor, ben de çevreme bu filtrelenmiş versiyonu aktarmaya çabalıyormuşum. 


Psikolojiye dair her şeyin istatistiğe indirgenmesi içime sinmeyip bende bir etki bırakmıyorken, bunun beni neden rahatsız ettiğini ilk başta fark etmemiştim. Aynı şekilde birisi çıkıp da kişinin öznel deneyimiyle ilgilenen çalışmalara “bilimsel değil” dediğinde gönlümden geçen savunmayı kelimelere dökemiyordum. Çünkü bilim bize ispatlanabilen, tekrarlanabilen ve mümkünse bir formüle oturması gereken bir yapı olarak sunulmuştu. 


Bir felsefi lense sahip olmanın oluşturabileceği tek körlük, o lensin varlığını fark etmediğinizde ortaya çıkıyor. Benim yaşadığım tutulma da buydu. Gerçekliğin dışarıda bir yerlerde olmadığını, insanın da katkısıyla her an yeniden yaratıldığını, ona ulaşma biçimimizin subjektif olmaya mahkûm olduğunu, çünkü insanın öznel deneyiminden başka bir deneyime sahip olamayacağı fikirlerinin bilimsel bir perspektifte yeri yok sanıyordum. Ama vardı, ve ben de insan deneyimine bu lensten bakıyordum.


Son birkaç aydır değerlerime ve yaklaşımıma ışık tutan, bakış açımı ve felsefemi önce karman çorman edip sonra tekrar yerine oturtan bir dönem geçiriyorum. Daha önce okumadığım gibi okuyorum ve insanın lensini yakından tanıması manzarasını da zenginleştiriyor.


İnsan için güneşe çıplak gözle bakmak pek mümkün olmuyor. Peki siz nasıl bir lens kullanıyorsunuz?


İki Alıntı


1.

Kierkegaard’ın felsefi amaçları Hegelci jargonun arkasında açıkça ifade bulur: Bizi bazı problemlerin açık düşünme ve anlama yoluyla nihai ve tarafsız biçimde çözülebileceği sanrısından kurtarmak ve en önemli felsefi sorunların temelde bağlılıklarla ilgili seçimler olduğu gerçeğiyle bizi yüzleştirmek. 


Akılcılıktan Varoluşçuluğa / Robert C. Solomon


2.

Ellen “bu korkutucu hastalık yüzünden insanlardan giderek daha fazla uzaklaştığının” acı bir şekilde farkındadır. “Kendimi gerçek hayattan dışlanmış hissediyorum. Oldukça izole durumdayım. Cam bir kürenin içinde oturuyorum. İnsanları cam bir duvarın arkasından görüyorum, sesleri bana boğuk geliyor. Onlara ulaşmak için tarifsiz bir özlem duyuyorum. Çığlık atıyorum ama beni duymuyorlar. Kollarımı onlara doğru uzatıyorum ama ellerim sadece cam kürenin duvarlarına çarpıyor.”


Ellen West Vakası / Ludwig Binswanger


Üç Soru


1.

Kendi deneyimimi çevreme aktarırken en çok hangi noktalarda zorlanıyorum?


2.

Algım üzerinde etki sahibi olan ne gibi ön kabullerim olabilir?


3.

Sahip olduğum ön kabuller ne gibi kör noktalar oluşturuyor olabilir?

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page