top of page

Kıyas Makinesi

7 Oca
2 dakikada okunur

Bir Düşünce


Günlük hayatımızın ne kadarı kıyaslama yaparak geçiyor? Yüzde 20? Yüzde 50? Belki yüzde 80? 


Hava soğuk dediğimde, geçtiğimiz birkaç günün sıcaklığıyla ya da önceki yıllarda aynı tarihlerdeki anılarımla bir karşılaştırma yapıyorum. Lezzetli bir yemek, daha önce duyumsadığım tatlar arasında hatrı sayılır bir sırada konumlanabildiği için lezzetli. Böylesi bir mekanizma başka birçok süreçte ben farkında bile olmadan devrede ve bana ciddi bir enerji tasarrufu sağlıyor. Maruz kaldığım her an sıcağı-soğuğu, tatlıyı-tuzluyu en baştan keşfetmek biraz yorucu olurdu.


Fakat bu karşılaştırma makinesi mola vermediği gibi her zaman da yararıma çalışmıyor. Boyundan büyük işlere kalkışıp daha karmaşık ve ancak bir bütün olarak anlaşılabilecek yapıları da parçalayıp filtresinden geçiriyor. İlişkileri, başarıyı, hikâyeleri ve hatta “iyiliği” bile kıyaslıyor. Hedefleri, hayal kırıklıklarını, üzüntüleri ve zaafları da başkalarıyla karşılaştırıyor. En başından usulsüzce yapılan bu kıyastan yapılan çıkarımlar da, tahmin edersiniz ki, yalnızca can sıkıyor. Aynı çocuğunun günlüğünü gizlice okuyup, yazanları görünce nasihat ve azarlarla çocuğun burnundan getiren bir ebeveyn gibi.


Geçtiğimiz hafta birlikte çalıştığım bir sporcuyla bir süredir sahip olduğu sayısal bir hedefin bir anda artık anlamsız gelmesi üzerine konuştuk. O hedefe dair yorumunun değişmesinin tek sebebi de rakibi olarak gördüğü başka bir sporcunun o hedefin üstüne çıkmış olmasıydı. Tamamen onun dışında gelişen bir olay sahip olduğu hedefi, geçmişteki başarılarını ve şimdiki performansını yepyeni bir filtreyle görmesine sebep olmuştu. İki farklı romanı yan yana koymuş, ikisinde de 50. sayfayı açmış ve o iki sayfada okuduklarıyla bu iki romanı kıyaslamaya karar vermişti.


Rekabet içinde olmayı ayrıcalık olarak görüyorum, ötekinin yokmuş gibi davranıldığı ya da hiç olmadığı bir spor anlayışı beni pek heyecanlandırmazdı sanırım. Ama bu ayrıcalığın önünde birçok tuzak da var. İşin can alıcı kısmı da bu tuzakların herkes için farklı oluşu ve kişinin zaaflarına özel olarak tasarlanıyor olması.


Rekabet kelimesi Arapça’daki “rqb” kökünden geliyor. Anlamı da “denetim, kontrol, gözetmek, dikkat etmek, gözünü ayırmamak”. Bu durumda rakip de denetim altında tutulan, gözetlenen demek oluyor. Ama rakibime dair tam olarak neleri gözetliyorum? Taraflı ve kısıtlı bir gözetimle ona dair ne kadar çok şey bilebilirim? Diyelim ki ona dair her şeyi bir şekilde denetim altında tuttum, bu neye yarar? Ve belki de en önemlisi, rakibimden gözümü ayırmazken kendi tarafımda neleri kaçırıyorum? 


İki Alıntı


1.


Yolunu kaybettiğinde daha hızlı koşmak, insanoğlunun eski ve ironik bir alışkanlığıdır. 

Aşk ve İrade / Rollo May


2.


Küçük çocukken kuyuya düşme tehlikesi geçirmiştim. Büyüyünce de “sonsuzluk” sözcüğünün içine düşme tehlikesiyle karşılaştım ve birkaç başka sözcüğün içine daha: “Aşk”, “umut”, “anayurt” ve “Tanrı”. Her yıl kurtulup ilerlediğimi sanıyordum. İlerlemiyor, yalnızca sözcük değiştiriyor ve buna “kurtuluş” diyordum.

Zorba / Nikos Kazancakis


Üç Soru


1.

Bana dair neleri başkalarıyla kıyaslamaktan haz alırım?


2.

Bana dair neleri başkalarıyla kıyaslamak bana acı verir?


3. 

Bana dair kıyaslanacak bir formata dökemediğim ne var?


 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page