top of page

Kendine Ait Bir Hayat

10 Ara 2025
2 dakikada okunur

Bir Düşünce


Bir insanın kişisel merakla kendi üzerinde bir deneye kalkışması hep ilgimi çekmiştir. Bireyin insanı anlamak için tek şansının önce kendini anlamak olduğunu düşünürüm. Mesela kahvenin üzerindeki etkisini anlamak isteyen bir kahve bağımlısının sayfalarca makale okumak yerine kendini 2 hafta süreyle kafeinden tamamiyle mahrum bırakması gibi. Parmak kıtlatmanın zararlı olup olmadığını anlamak isteyen bir bilim insanının onlarca yıl boyunca sadece bir elinin parmaklarını kıtlatıp diğeriyle arasındaki farkı gözlemlediğini öğrenmek keyfimi nasıl da yerine getirmişti. 


Marion Milner da bundan tam 99 yıl önce aklında bir soruyla 7 yıl sürecek olan bir deneye kalkışmış. Kendisini mutlu eden anları yakalamak ve bu anların içinde yeşerdiği koşulları kelimelere dökerek kendi mutluluğunu formülize etmeyi amaçlamış. “Kendine Ait Bir Hayat” ismiyle derlediği bu kitap 2 haftadır benim de kafamı meşgul ediyor. “Kendisinin zannettiğinden çok daha aptal olduğunu anlamaya hazır olmayan kimse bu deneye kalkışmasın.” diyerek de uyarmış okuru. 


Basit mutluluk anlarını yakalamak için çıkılan yol çok kısa sürede önce hayal kırıklığına, sonra şaşkınlığa ve hatta öfkeye dönüşüyor. Zihninin içindekileri kelimelere dökebildiği kadarıyla irdelerken irade dediği yapının muğlaklığıyla, düşüncelerinin körlüğü ve otomatikliğiyle, günlük hayatının her noktasına etki eden ve değerleriyle kafa kafaya çelişen düşünce kalıplarıyla karşılaşıyor. Sonrasında da hayatını kör düşüncenin elinden kurtarıp kendine ait kılmanın yollarını araştırmaya başlıyor. 


Daha çok detaya girsem buraya kadar uyandırdığım merağın sorularını cevaplandırırım diye korktuğum için duruyorum. 


100 yıl önce yaşamış birinin bilmediği ya da dönemin koşullarında bilemeyeceği çok şey biliyoruz. O zamanlar yapılması mümkün olmayan, mümkün olsa da günler gerektiren işler bazen bir dakika bile sürmüyor. Teknolojik ve bilimsel gelişmenin ivmesi bu derece yüksekken 100 yıl önce yazılan kişisel bir metnin bugüne böylesine nokta atışı ışık tutması beni çok etkiledi. Bilim, bütün odağını doğadan maksimum fayda sağlamaya yöneltimişken insanı anlamakla pek de ilgilenmemiş gibi. Bugün gözlerinin içine bakmaya cesaret edemediğimiz kimi sorular, bundan bir asır önce de bir takım beyinleri gıdıklamış. 


“Hayat demek içinde kendiliği barındıyor, kendine ait olmayan bir hayat olur mu ki?” diyorsanız en azından girişi okuyun derim. Belki ilginizi çeker. 


İki Alıntı


1.

“Sanki dışladığım düşüncelerim, onları ifade etmeyi reddettiğimde, yüzeye doğru yükselen kabarcıklar gibi kendilerine bir yol buluyorlardı. Kendilerini, çevremdeki dünyaya bakışımı sessizce taraflı bir hale getirerek ifade ediyorlardı. Bazen kabullenemediğim bir huyuma duyduğum nefret başkasına duyduğum nefrete dönüşüyordu ve o insan hakkında demediğimi bırakmıyordum, ama dikkatli birisi gerçekte kendimden bahsettiğimi anlayabilirdi.”


Kendine Ait Bir Hayat / Marion Milner


2.

“Angst’dan uzun uzadıya bahseden Kierkegaard, ne depresyonun ne de kaygının anormal haller olmadığının, birer hastalık olmadığının altını çizer (Kierkegaard’a göre tedavisi olmayan, terminal tek bir hastalık vardır, o da insan olmak).”


Anlam Cesaret Ölüm Hiçlik / Ferhat Jak İçöz


Üç Soru


1.

Bana dair en bariz çelişki nedir?


2.

Sonluluk diyince hayatıma dair aklıma ilk gelenler neler?


3. 

Sonsuzluk diyince hayatıma dair aklıma ilk gelenler neler?

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page