Bakış
Bir Düşünce
Tek başımıza anlam üretebilen, ötekilerden kopuk varolabilen bir tür değiliz. Her zaman bir başkası var. Tek başına bir dağın eteklerinde yürüyorsam bile, öteki benimle birlikte. Nereye gidersem gideyim, ötekini mutlaka zihnimde taşıyorum.
Ötekinin varlığını Sartre’ın “bakış” kavramı kadar iyi betimleyen bir anlatı yok bence.
Bir koridorda yürüyorum ve içimdeki merak duygusu odalardan birinin anahtar deliğinden bakmam için beni dürtüyor. Eğiliyorum, içeriyi ve dağınık duran eşyaları izliyorum. Kim olduğumla ya da nasıl göründüğümle ilgili en ufak bir düşünce yok aklımda, kendimi tamamen içerinin manzarasına kaptırmış durumdayım.
Tam o sırada arkamdan belli belirsiz bir ayak sesi duyuyorum ve irkiliyorum. Arkamı döndüğümde kimse yok, boş koridorda yalnızım. Biri beni gördü mü görmedi mi bilmiyorum ama sadece o an görülebilir olduğumu farketmem bile utanç hissetmeme yetiyor.
Bu utancın kaynağı ötekinin kişiliği, beni yakalamış olması ya da benim hakkımda düşündükleri değil. O hayal meyal duyduğum sesin, kendimi, başkasının beni gördüğü gibi deneyimlememe olanak sağlamış olması.
Bir sporcu için, hele de günümüzde, “boş koridor” oldukça iyimser bir mekân metaforu. Ateşli bir tribün, kenarda ellerinde kronometreyle bekleyen insanların olduğu bir olimpik havuz ya da hiçbir fiziksel bağlamın yerini tutamayacağı boyuttaki sosyal medyanın hissettirdikleri “belli belirsiz bir ayak sesinden” biraz fazlası. Tek başınayken bile atılan her adım izleniyor, değerlendiriliyor ve yargılanıyor gibi.
Ancak Sartre’ın dikkat çektiği nokta tam da burada önemli hale geliyor. “Başkaları ne düşünür?” sorusuna verdiğim cevapları düşünen de benim. Fiziksel olarak “bakan” bir öteki söz konusu olmasa da, ben bu sayede kendimi “bakılan” olarak algılayabildim.
Anahtar deliğinden bakarken arkamdan birinin geçip geçmediğini asla öğrenemeyeceğim. Ama bu fikrin bana yaşattığı duygunun gerçekliğine dair en ufak bir şüphem bile yok.
İki Alıntı
1.
Başkasının bakışı beni, kendi amacımı aşan bir nesne gibi gösterir; artık özgür bir bilinç değil, sabitlenmiş bir varlık haline gelirim.
Varlık ve Hiçlik / Jean-Paul Sartre
2.
Umutsuzluğun en tehlikeli biçimi, kişinin umutsuz olduğunu bilmemesidir. Böyle bir umutsuzluk en yaygın olanıdır. Çünkü kişi kendisi olmamayı huzur sanır.
Ölümcül Hastalık Umutsuzluk / Soren Kierkegaard
Üç Soru
Hangi anlarda daha çok “bakan” konumunda hissediyorum?
2.
Hangi anlar bana “bakılan” biri gibi hissettiriyor?
3.
Ötekinin varlığı beni nasıl etkiliyor?




Yorumlar