top of page

Ağırlıkların En Büyüğü

21 Oca
2 dakikada okunur

Bir Düşünce


Düşünce deneylerini çok ilginç buluyorum. Vardığınız sonuçtan çok cevaba giden yolda kendinize dair bir şeyler ortaya koyduğunuz, ikilemlerinizle yüzleştiğiniz küçük “deneyimimsiler”. Akla ilk gelen meşhur tramvay problemi mesela: Tramvayın 5 kişiyi ezmesine göz mü yumacaksınız yoksa tamamen güvenli konumunuzdan rayları değiştirerek tramvayı paraleldeki 1 kişinin üzerine mi göndereceksiniz? 


Bu kişilerin nasıl insanlar olduğunu bilebilir miyim? Hiçbir şey yapmasam da karar vermiş sayılır mıyım? 5 kişiden ben sorumlu değildim ama yolu değiştirirsem 1 kişiyi öldüren “ben” mi olurum? Doğru bir cevap yok ya da cevabınızın çok bir önemi yok. Buna benzer sorular kafanızı kurcalayabildiyse deney başarıya ulaşmış demektir. 


Zihnimi son zamanlarda en güzel şekilde meşgul eden düşünce deneyi 1800’lerin Almanyası’ndan: Nietszche’nin “Ağırlıkların En Büyüğü” dediği kısacık simülasyonu. Geçen haftanın alıntılarında bengi dönüşe dair kısa bir alıntıya yer vermiştim ama kesinlikle yetmediğini bu yazı için bilgisayara oturunca farkettim. 


Sıradan bir günlük işle uğraşırken ya da tam yatmaya hazırlanırken bir iblis yanınızda beliriyor ve size şöyle bir haber veriyor: “Şimdiye kadar yaşadığın hayatı bütün küçük detaylarıyla sonsuza kadar yaşayacaksın. Bu hayatlarda hiçbir şey değişmeyecek; yaşadığın, hissettiğin, konuştuğun her şeyi tüm nüanslarıyla baştan yaşayacaksın. Benimle yaptığın bu konuşma da dahil. Her seferinde kum saati yeniden baş aşağı döndürülecek ve döngü baştan başlayacak.” 


Bu iblis size bir seçenek sunmuyor, işin deney kısmı ise şurada: Bu haberi büyük bir üzüntüyle ve mahkumiyet hissiyle karşılayıp iblise lanet mi ederdiniz? Yoksa hayatta alıp alabileceğiniz en iyi haber olduğunu düşünüp bu durumu kutlar mıydınız? 


Nietzsche’ye göre eğer bunu bir lütuftan ziyade bir lanet olarak görüyorsanız hayatınızı kendi değerlerinizle uyum içinde yaşamıyorsunuz demektir. “Bir sonraki hayatında yapmak istemeyeceğin bir şeyi bu hayatında neden yapıyorsun?” diye sorar.


Deneyin en sevdiğim kısmı da şu: Bu deneyimi yaşayan kişinin ilk aklına gelecek zaman dilimi geçmiş olacak doğal olarak. Şimdiye kadar neler oldu ve neler sonsuza kadar devam edecek? Ama bu iblisi henüz konuk etmemiş okuyucu için ikincil bir soru da ortaya çıkıyor. Gelecekte böyle bir ziyaret gerçekleşirse bundan mutluluk duymak için yarın ne yapabilirim?


Lafı uzatmadan Nietszche’nin iblisiyle aranızdan çekiliyorum ve sizi ağırlıkların en büyüğüyle baş başa bırakıyorum. 


İki Alıntı


1.

Top, parlayarak ve gülücükler dağıtarak gelir. O topu indirir uyutur, ona güzel sözler söyler ve onunla dans eder. Bunları seyreden hayranları henüz doğmamış torunlarına sırf bu gördüklerini göremeyecekleri için acımaktan kendilerini alamazlar. 

Yıldızların yıldızlıkları ne yazık ki pek az sürer. Ölümlüler için sonsuzluk yoktur. Altın ayakları durduğunda yıldızın parıltısı da söner. Bedeninde bir palyaço giysisi kadar çok yama vardır. Felç geçirmiş bir cambaz gibidir. Ona artık bir sanatçı değil, bir hayvan gözüyle bakılır.


Gölgede ve Güneşte Futbol / Eduardo Galeano


2.

Mezarları seyredince düşündüm: Kimler çekip gitmemişti ki bu dünyadan? Yan yana uçan kuş çiftleri gibi, dalları iç içe geçmiş ağaçlar gibi birbirine sonsuza dek aşk sözü vermiş olan erkek ve kadınlar bile günü geldiğinde birbirinden bu şekilde ayrılıyordu. Böyle düşününce kelimeler boğazımda düğümlendi. 


Kuzeye Giden İnce Yol / Matsuo Başo


Üç Soru


  1. Şuan sahip olduğunuz hayat ve bundan sonsuz tane daha olması arasındaki en belirgin fark ne?

  2. Bu fikir sizi hangi açılardan rahatlatır?

  3. Bu fikir sizi hangi açılardan dehşete düşürür?

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page