top of page

Akış ve Odaklanma

  • Odaklanma kalitesi, akış deneyimine dair en belirgin özelliklerden aslında. Becerilerinizin devrede olduğu, üzerine içsel motivasyon sahibi olduğunuz, değerlerinizle uyuşan bir iş yaptığınızı ve o anlardaki zihinsel yapınızı aklınıza getirin. Benim için fiziksel ve zihinsel limitlerimi zorladığım bir rotayı tırmanmak aklıma ilk gelen örnek. Sizin için bu ille de yoğun fiziksel bir aktivite olmak zorunda değil. Yazmak, çizmek gibi yaratıcı bir süreç de olabilir. Bir enstrümanla becerilerinizi kullanmanızı gerektiren bir parçayı çalmak da olabilir. 


  • Böyle anların odaklanma kalitesinin yüksek olduğunu işaret eden yanları var. Bir tanesi, zaman algımızı kaybediyoruz. Dakikalar mı geçmiş, saatler mi olmuş, bunun takibini yapmak zorlaşıyor ve çoğu zaman aklımıza dahi gelmiyor. Yanınızda top patlasa fark etmeyeceğiniz zamanlar. Bir diğeri kendimize dair eleştirel farkındalığımız azalıyor ve yaptığımız işle bir oluyoruz. Bu da şu, özellikle rahat hissetmediğimiz bir sosyal ortamda dışarıdan nasıl gözüktüğümüz, ya da söylediklerimizin insanların kulağına nasıl geldiği üzerine kafa yorarız ve bazen farkında olmadan davranışlarımızı sansürleriz. 


  • Ne yaptığımızdan çok yaptıklarımın nasıl gözüktüğü üzerine yoğunlaşırız, ayna benlik bölümünde biraz daha derinlemesine konuşmuştu bu konuyu. Akış anlarındaysa elimdeki kaynaklar, tamamiyle yaptığım iş üzerine ayrılmış durumda. Bu da benim iyi odaklanmış, konsantre bir zihinsel yapıda olmam anlamına geliyor. 


  • Odaklanma kalitesi diyorum, çünkü bu beceri de niceliğiyle değil niteliğiyle ölçebildiğimiz bir kavram. 3 odaklanma, 5 odaklanma diyebildiğim bir şey değil. Düşünmek ve yapmak arasındaki ayrımın iyice silikleştiği ve ortadan kalktığı durumlar için optimal odaklanma durumu diyebiliriz. 


  • Odaklanmayla ilgili en yaygın benzetmelerden biri el feneri benzetmesi. Kapkaranlık bir yerdesiniz ve elinizde bir el feneri var. Bu el fenerini nereye tutarsanız orayı aydınlatıyorsunuz. El fenerinin yerinde bir nesneleştirme olmasının sebebi de şu, aynı anda iki farklı noktayı aydınlatmanız mümkün değil.


  • O zaman aynı anda birden fazla işe nasıl odaklanıyorum derseniz, aslında odaklanmıyorsunuz. Ya elinizdeki feneri çok hızlı bir şekilde iki doğrultu arasında hareket ettiriyorsunuz, ya da fenerle yalnızca bir tarafı aydınlatırken, diğer karanlık taraftaki bilgiye el yordamıyla ulaşmaya çalışıyorsunuz veya tahmin yürütüyorsunuz. 


  • Bütün bu süreçte odaklanma kalitesinin ya da odaklanma becerisinin yüksek olması demek, el fenerini kullanmakta ustalaşmak demek. Akış kanalında, karanlıkta el feneriyle ilerleyen birini uzaktan izliyor olsak, muhtelen el fenerini net hareketlerle, tam da bilgiye ihtiyacı olduğu noktalara tam da ihtiyacı olduğu kadar yönelttiğini görürdük. Bu kişi de tek bir el fenerine sahip olduğu için aynı anda iki noktayı göremezdi ve yine karanlıkta kalan tarafa dair tahminlerde bulunması gerekirdi. Ama feneri istediği yönde, işine en iyi yarayacak şekilde kullanabildiği için, bu tahminler gerekli bilgilere dayanan ve daha isabetli tahminler olurdu. 


  • Bunun tam tersi de elindeki feneri düzensiz bir şekilde çevrede gezdiren, dışarıdan gelen her hışırtıda irkilen ve oraya dönüp o tarafa doğru ilerlemeye başlayan, gitmek istediği yönü kaybedip rasgele dairler çizen biri olurdu. Bu kişinin de el feneri hiç sönmüyor, hep bir yerleri aydınlatıyor. Ama ışığın ulaştığı noktalardan edindiği bilgiler onun için faydasız ve yapmayı hedeflediği yolculuğa hizmet etmiyor. 


  • Kaliteli odaklanma ve yüksek konsantrasyon durumu bizim sıfırdan inşa ettiğimiz bir olgu değil aslında. Aksi yönde alışkanlıklar geliştirmediğimizde odaklanma kapasitemiz, günlük hayatımızda kullandığımızın çok daha üstünde. Bunu hayvanlarda, merakla bir şeyleri keşfeden bir bebeğin davranışlarında ya da hayati bir durum söz konusu olduğunda insan davranışında da net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.


  • Aslandan kaçan zebranın bir anlık dikkatinin çiftleşebileceği bir eş aramaya ya da etrafta yiyecek bir şeyler olup olmadığını kontrol etmeye yöneldiğini düşünün mesela. Tahmin edersiniz ki böyle bir davranış sonraki nesillere aktarılamayacaktır, çünkü bu zebra muhtemelen uzun yaşamayacaktır. Ya da zamana karşı yarıştığı bir ameliyat esnasında bir cerrahın boş bulunup instagramdan komik bir video izlediği olmuyordur heralde. Aynı şekilde, benzer alışkanlığa sahip bir doktor yaptığı işte başarılı olup uzun yıllar ameliyatlara girmeyecektir.


  • Ama bu durumların aksine, bizim için önemli olan, odaklanmayı gerçekten istediğimiz anlarda el fenerimizi, bizi gitmek istediğimiz yöne götürmeyen başka başka şeylere tuttuğumuzu fark edebiliyoruz. Bazen dış uyaranlar, bazen de içsel süreçler, biz istemesek de ışığı kendine doğru çevirmeyi başarıyor. Sporda en önemli anlarda yapılan basit hatalar bunun en iyi örneği. Mesela seri atışlarda dışarı vurulan bir penaltı, maçın en kritik anlarında serviste yapılan bir çift hata, ya da son çeyrekte arka arkaya kaçan iki serbest atış.


  • Hayatın için yırtıcı bir hayvandan kaçmakla eş değer olmasa da, tüm bu anların ortak noktası konforsuz, duygusal yükün ve baskının yüksek olduğu anlar olması. Beynimizi, verimliliğe çok önem veren bir problem çözme makinesi gibi düşünebiliriz. Stresin yüksek olduğu anlarda bu makinenin bulduğu iki tür çözüm yolu var. Birincisi, elindeki kaynakları kullanarak sorunu ortadan kaldırmak. İkincisiyse o andaki sorundan ve dolayısıyla o andan uzaklaşmak. 


  • İlk senaryoda içgüdüler çokça devreye girer, daha önce bu sorunlarla baş etmeyi pratik etmiş beyin düşünmek üzerine çok fazla enerji harcamaz. Ne yapılması gerektiği bariz bir şekilde bellidir ve beyin fiziksel süreçlere pek müdahil olmadan otomatik bir şekilde planın aksiyona dökülmesini izler. O anda gerçekleşen problem çözümünden başka hiçbir meşguliyet ve gündem de yoktur. 


  • Diğer senaryodaysa çözülmesi gereken bir problem olduğunu ama ya bu iş için yeterli kaynaklar olmadığını düşünüldüğünden ya da bu stres kaynağını ortadan kaldırmanın şart olmadığına karar verilmesinden, zihin ikinci yola sapar. Bu noktada zihin ne koltuğuna çekilip otomatik süreçlerin problem üzerinde çalışmasına izin verir, ne de tamamiyle bu problemi yok sayabilir. Bunun yerine o ana ait olmayan, probleme çözüm üretmeyen ama yine de dolaylı olarak problem üzerine geçmişi ya da geleceği ilgilendiren düşünceler üretmeye başlar. Bunun sebebi de ne tam anlamıyla harekete geçmesi ne de tam anlamıyla geri çekilmeyi yapabilmesi. Yani iki uç arasında arada kalan bir karar mekanizması var. 


  • Geçmişte benzer bir sorunun üstesinden gelemediği anları düşünerek kararsızlığını haklı çıkarmak, gelecekte bu sorunun büyüyüp dönüşebileceği senaryoları düşünerek kaygılanmak, tüm bunları düşünürken aynı sabah karşılaştığı başka bir problemi de araya alarak ona yalandan bir çözüm bulmak ve birden bütün bunlar üzerine düşünürken dışarıdan nasıl görünebileceğini merak etmek… Belki size de tanıdık gelmiştir böyle bir an. 


  • Benzer şeyler yaşadığımızda, sonrasında durumu “Konsantrasyonum gitti, odağımı kaybettim.” diye açıklarız. Halbuki tüm bu süre zarfında bir çok şeye odaklanmaya devam etmişizdir, ama şimdide olmaya en çok ihtiyacımız olan anda kısa bir zaman yolculuğu yapmışızdır. 


  • Başta bahsettiğim “el feneri kullanma becerisi” tam da böyle durumlarda devreye giriyor. Ben günlük hayatımda baskı, can sıkıntısı, stres gibi duygular yaşadığımda beynime odağı istediği başka bir yöne çevirme iznini ne kadar veriyorsam, el feneri üzerindeki hakimiyeti o ölçüde dürtüsel bir mekanizmaya devretmiş oluyorum. Aynı ölçüde benim odak üzerindeki hakimiyetim de o kadar azalıyor. 


  • Dikkati çabuk dağılan, konsantre olmakta zorlanan ya da yaptığı sporun zorlayıcı ve belirleyici  saniyelerini/dakikalarını yönetmeye çalışırken yavaş yavaş düşünceler alemine dalan, duygularıyla bir olan biriyseniz benzer bir hakimiyet devri sizde de yaşanıyor olabilir. Muhtemelen sizin farkında olmadığınız ama zihninizin çoktan öğrenip kullandığı bir mekanizma işliyor arkada, o da şu: “Sorundan kaçabilecekken, niye konforsuzluk içinde kalıp onu çözmeye uğraşayım?” Böyle anlarda konsantrasyon kaybı, zihnin işlevini yerine getirememsi değil. Tam tersine, daha öncesinde deneyip başarılı olduğu bir başa çıkma mekanizması. Başarılı diyorum çünkü zihin burada dikkatini o anda stres kaynağından uzaklaştırmayı başarıyor. Tek sorun şu ki, zihnin bu başarısı kişisin başarılı performansı anlamına gelmiyor hatta kritik anda bocalamasının ana sebebi oluyor. 


  • Odaklanma becerisi üzerine çalışırken en kritik noktalardan biri şu, bu beceri izole olarak tek bir bağlam üzerinde gelişmiyor. Yani o el fenerini kullanma becerisini geliştirdiğinizde sadece sadece serbest atış kullanırken değil; antrenman yaparken, odanızı toplarken, bir kitap okurken ya da bir müzeyi gezerken de daha iyi odaklanıyorsunuz. Aynı şekilde eğer günlük hayatınızda aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışan, başladığı işi yarım bırakıp diğerine geçen ya da stres, can sıkıntısı gibi durumları dikkatini başka bir şeyle dağıtarak yöneten biriyseniz, bir maç sonu serbest atışında durumun duygusal yükünden fazlaca etkilenmeniz daha olası. 


  • Bir tam gün boyunca bilinçli bir şekilde dikkatinizi dağıtma ihtiyacı hissettiğiniz anları gözlemlemeye çalışın. Bu anlar hangi durumlarda ortaya çıkıyor, bu ihtiyacı nasıl karşılıyorsunuz ve bu davranış sonrasında yapmayı hedeflediğiniz işler nasıl etkileniyor? Davranış diyince ilk aklımıza gelen dışarıdan görebildiğimiz fiziksel davranışlar oluyor ama davranış zihinsel bir aktivite de olabilir. Zihnimizde beliren bir düşünceyi ilerletmek, onu hikayeleştirmek ya da hissettiğimiz bir duyguya kendimizi bırakarak onunla bir olmak birer zihinsel davranış. 


  • Hem fiziksel hem de zihinsel davranışları ve bu davranışların tetiklendiği durumları ne kadar iyi tanıyorsanız, el feneriniz üzerindeki hakimiyetiniz o kadar fazla demektir. Bu sayede ortaya çıkan duyguları, getirdiği düşünceleri aydınlatabilir, onları fark edebilir ama o an işinize yarayan hiçbir bilgi içermediklerine karar vererek fenerinizi ilerlediğiniz istikamete yeniden çevirebilirsiniz. 


  • Konsantre olmak, bilinçli ve kaliteli odaklanmak gibi becerilerin tam karşısında ekranlarla ve bildirimlerle yaşamak duruyor. Ben yaptığım işten bağımsız, kendi karar verdiğim değil bildirim geldiği ya da boşluk hissettiğim zaman ekrana bakıyorsam, seçtiğim değil karşıma çıkarılan içeriği tüketiyorsam ve ayırmak istediğim zaman miktarı üzerinde kontrol sahibi olmadığımı hissediyorsam, mekanizmayı ters yönde besliyorum demek. 


  • Sevdiğimiz ve becerilerimizi ortaya koyduğumuz işlerin, uzun vade mutluluğun ve tatminin en büyük göstergelerinden biri olması tesadüf değil. Günlerimizi ne kadarını şimdide ve kaliteli bir odaklanma halinde geçiriyorsak o kadar mutluyuz, zihinsel olarak sağlıklıyız ve üretkeniz. Buna rağmen bizi şimdiden alıp başka zamanlara, başka yerlere götürecek yemlere balıklama atlamamızın sebebiyse bizi problem çözmenin gerektirdiği efordan anlık olarak kurtarması ve erteleme alışkanlığına zemin hazırlaması. 


  • Kaliteli odaklanabilme becerisi, sadece elit spor için değil, herhangi bir alanda hedefi olan herkes için geliştirmesi ve sürdürmesi en önemli  becerilerden biri. Gün geçtikçe, teknolojideki ilerlemeler ve değişen hayat tarzıyla birlikte bu becerinin hem hayat tatminindeki hem de performans üzerindeki etki ölçeği de artıyor. Bu yüzden de, el feneriniz ve onu nasıl kullandığınız çok kıymetli. Kimselere ödünç vermeyin, ihtiyacınız olmayan yerlere tutarak pil ömrünü düşürmeyin ve çeldiricilerle dolu orman yollarında onu işinize en çok yarayacak şekilde kullanma konusunda kendinizi geliştirin.

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Görkem Bilenoğlu, MSc. 

bottom of page